 |
|
Kitap Fuarı İzlenimleri
10.11.2007 18:58:06
TÜYAP Kitap Fuarı bizim için pek çok bakımdan öteki bütün kitap fuarlarından ayrılır. İlk oluşundan değil de, niteliği bakımından, geçen bunca yıl sonra bile seçeneksizdir. Özellikle İstanbul Fuarı yayıncılık sektörünün bütün yıl boyunca kapsamlı hazırlıklar yaparak heyecanla beklediği fuar olduğu için, hep göz önünde durur.
Tepebaşı yılları sırasında Fuar’ın düzenlenme biçimi üstüne Yayıncılar Birliği ile TÜYAP arasındaki geçen gerilimli tartışmalar, sonunda anlaşmayla sonuçlanmıştı. Bu tartışmalar Yayıncılar Birliği yöneticileriyle TÜYAP arasında yapılmıştı; dolayısıyla Yayıncılar Birliği’nin o dönemdeki yöneticilerinin düşüncelerine göre yürütülmüştü, belki de o düşünceler yayıncıların çoğunluğuyla paylaşılmıyordu ve derneklerin daha demokratik işleyişi pek umursanmadığı için, sektörün hiç değilse nitelikli unsurlarının düşüncelerini yansıttığı bile kuşkuluydu. Neyse ki sonunda bir anlaşma yapıldı ve o günden bugüne de ilişkiler sorunsuz süregeldi.
Gelgelelim, TÜYAP İstanbul Fuarı’nın sonuncusunun bittiği bu hafta içinde bazı sorunların, bazı yayıncılar için artık ciddi kaygılara dönüştüğünü belirtmek gerekir. Bu eleştiri ve tartışmaların yaygın biçimde yapılması beklenir, ama yayıncılarımızın çoğunluğu doğrudan kendileriyle ilgili sorunlarda bile yeterince duyarlı davranmaz. Herkesin kendine göre ve öncelikle kitap satışıyla ilgili sorunları olduğu için mi, eleştiri yapacak kimse olmadığından mı, yoksa eleştirilerin anlamsız olacağı düşüncesiyle mi?
Geçen on beş yıl kesintisiz katıldığım TÜYAP Fuarı’na bu yıl Notos Kitap ile doğrudan ilk kez katıldığım için, bu kez kendi adıma söz alarak Kitap Fuarı’nın niteliğinin yükseltilmesi doğrultusundaki izlenimlerimi belirtmek istiyorum.
Kitap Fuarı’nda sayısız korsan kitap
1. Fuar’ın Tepebaşı’nda geçen günlerine ilişkin pek çoklarındaki nostaljiyi anlasam da, özellikle yayıncılar için o günlerin çekici olduğunu sanmıyorum. 400 bin ziyaretçisi olan bu fuarın yeterince uygun olmayan bir mekânda yapılmasının yayıncılar için olumsuz sonuçları vardı. Beylikdüzü’ndeki Fuar alanı çalışma ve yaşam alanlarıyla pek çok bakımdan yeterli ve uygun koşullar sunuyor. Uzaklığının pek çok kişi için caydırıcı olduğuna kuşku yok, ama bu kocaman metropolün üçte biri de Beylikdüzü’nün komşusu.
2. Tersine sayılar açıklanmakla birlikte, özellikle bu yıl katılımcı sayısının düştüğünü sanıyorum. Okullarla gelen on binlerce çocuğun katılımcı sayısının artmasında Tepebaşı’na göre daha büyük katkısı olduğu görülüyor. Bu yıl büyük ve küçük, hemen bütün yayınevlerine göre kitap satışlarının uzun yıllar sonraki en düşük düzeyinde kalması da katılımcı sayısının düştüğünün somut göstergesi sayılır.
3. Kitap Fuarı’nda sayısız korsan kitap satıldığını, Fuar ikinci günü notoskitap.blogspot.com’da yazmıştım. Fuar’ın en önemli sorunu beklide bu. İki tür korsan kitap yayıncılığı olduğunu gözden kaçırmayalım: Biri, yer altı ilişkileri içinde yapılan, sonunda kitapları sokağa düşüren, sektörün %50’sini tuttuğu belirtilen, gayri resmi korsan kitap yayıncılığı. O hep gündemde. Oysa birde tescilli, anlı şanlı yayınevleri adı altında korsan kitap yayımlayanlar var. Onlar, özellikle klasikleri destursuz yayımlayanlar. Başkalarının yaptıkları çevirileri çalıp çırparak, bozup değiştirerek, uydurma çevirmen ve bazen de “yayına hazırlayan” adlarıyla yayımlayan yayınevlerinin sayısı, bu yılki fuarda görüldü ki, iyice artmış durumda. Bu ciddi tehlike karşısında iki görev var ve ilki okurların: Yetişkinlere ya da çocuklara yönelik dünya klasikleriyle karşılaştığınızda, adını bilmediğiniz yayınevlerinin kitaplarından uzak durun. Bununla da yetinmeyip adını bildiğiniz yayınevlerinden de kuşkulandığınız kitapları, bir de ucuz fiyatlarına aldanıp almayın. Gördükleriniz, büyük olasılıkla korsan ve çalıntı kitaptır. Çoğu İletişim, Can, İş Kültür, Oğlak gibi nitelikli yayınevlerinin çevirilerinden alınmıştır.
İkinci görev de, Yayıncılar Birliği’nin. Bu korsan kitap yayıncılarının pek çoğu aynı zamanda Yayıncılar Birliği üyesi. Korsan kitap yayımlayarak yayıncılık sektörünün temelini dinamitleyen yayınevlerinin Birlik üyeliği’nden çıkarılması için daha çok beklenemez. Yayıncılar Birliği bir meslek kuruluşu gibi davranarak elbette doğru yapmaktadır, ama tüzel kişiliği dernek statüsündedir ve yayıncılık etiğini ayaklar altına alan bu niteliksiz yayınevlerini üyelikten hemen çıkarmanın önünde hiçbir engel yoktur.
3. Yayıncılar Birliği’nin içinde korsan kitap yayıncılarına karşı tavır alıp yayıncılık sektörünün temsilciliği sıfatını gerçekten taşıdığını görmeden Notos Kitap Yayınevi’nin Yayıncılar Birliği’ne üye olmasını düşünmüyorum. Demek ki TÜYAP Yönetimi de katılımcı yayınevleriyle yaptığı sözleşmelerde yalnızca Yayıncılar Birliği üyesi olan yayınevlerine yüzde 10 indirim yapma kararını gözden geçirmelidir. Yayıncılık etiğine sahip çıkanların kira indiriminden yararlanması haksızlık olmaz mı?
Fuar alanında görüntü bozukluğu
4. Fuar alanındaki pek çok yayınevinin kitap yayıncısı olduğunu düşünmek bize (benim gibi düşünen yayıncılara) mi zor geliyor, yoksa kimileri gerçekten kitap yayıncısı değil de, yalnızca başka türlü ticaret erbapları mı? Çünkü yayınevlerinin çoğunluğu artık öylesine görüntü kirliliği yaratıyor ki, Fuar alanına kuşbakışı bakınca keşmekeş bir görüntü çıkıyor ortaya. Kimileri birkaç bin metrekarelik adalarda kendilerine koskoca, kitsch yapılar kuruyor, kuleler dikiyor, en aklı başında olanlar bile kendi alanlarının çevresini duvarlarla kaplıyor… Bir de büyük standlara sahip olma hevesi var. Orta büyüklükte bir standı dolduramayacak sayıda kitabı olan, kitapları da zaten ne içerik, ne de estetik bakımdan bakılacak düzeyde bulunmayan bazı yayınevleri kocaman boşluklar yaratıyor. Frapan renk ve kaligrafisi bozuk yazılarla doldurulmuş mülkler kuruyorlar. Buna bir sınırlama getirip görüntü birliği yaratmak aslında baştan gerekirmiş, ama sanırım TÜYAP yönetimi de yayıncıların bu gösteriş heveslerini öngöremedi. Gene de hiçbir şey yapılamaz mı?
5. Fuar’ın en önemli sorunlarından biri de çok yüksek, haksız indirimler yapılması. Kitapların indirimli satıldığı yetmezmiş gibi, bir de indirim yarışına girme görgüsüzlüğü var. Bilmeyenlere, bu Fuar’ın geleneksel indiriminin yüzde 20-25 olduğunu hatırlatmak gerekir. Daha baştan yüzde 50-70 indirim yapan yayınevleri var: onlara, Fuar’a niçin katıldıklarını sormak gerekmez mi? Oysa semt pazarlarına da gidebilirler. Rekabet Kurulu’na şikâyet edilseler, düpedüz cezalandırılacaklar. Yayıncı olarak ortaya çıkmış, yayıncılığı meslek seçmiş, dolayısıyla meslek içi kuralları gözetmekle yükümlü, bir sektörün parçası olmaya aday ya da çoktan parçası olması gereken yayıncıların, kitapları haraç mezat satışa çıkarmalarındaki yakışıksızlık yetmezmiş gibi, Fuar’ın dokuzuncu günü, “İki kitap beş lira,” diye bağıranlar, 1 liraya kitap satanlar mı, bir tuhaflıktır yaşanıyor. Aslında tümünü yayıncılıktan azat etmek gerekir, ama buna ne yetkimiz var, ne gücümüz. Ne ki, TÜYAP yönetiminin Fuar’a katılan yayınevlerine baştan uyulması gereken ilkeler çerçevesinde üyelerini uyarması zorunludur.
6. TÜYAP’ın olanaklı, uygun bir fuar alanı yarattığını belirtmiştim, ama burada önemli bir sorun var: Hem on binlerce ziyaretçi, hem dokuz gün boyunca Fuar’da yaşayan binlerce çalışan zorunlu gereksinimleri arasında yeme içme de var. Üstelik benim bildiğim son on beş yıl boyunca çözülememiş bir sorun bu. Fuar’ın catering hizmetini üstlenmiş olan yemek kuruluşu bu işi yapamıyor. Stadyum önlerindeki arabalarda satılan yiyeceklerden daha niteliksiz yiyecekler, üstelik çok pahalı satılıyor. Söz konusu şirketin Fuar’daki kafelerinden bir hamburger yedim, daha kötüsünü yememiştim. Üstelik ne kadar az seçenek bulunduruluyor ve onları hazırlamak için de hiçbir özel yetenek gerekmediği belli, ama hiç kimse farkında değil mi bunun?
TÜYAP Kitap Fuarı’nın özel sorunlarına ilişkin eleştiri ve kaygılarımı dile getirmeye çalışıyorum, ancak yerim bu kadarına yetiyor. Yayıncılık sektörümüzün bütün marifetlerini sergilemeye çalıştığı TÜYAP İstanbul Fuarı’nda, yayınevlerinin genel durumlarına, yayımladıkları kitaplara, yayıncılık anlayışlarına bakınca, iyimser olmak için nedenlerin azaldığı görünüyor. Geçen yıllardan daha kötümserim. Yayıncılık, özellikle son yıllarda sektöre giren, ne olduğu belirsiz, kitaba değer vermeyen bazı yayınevlerinin tutumlarıyla bir zamanlar sahip olduğu değerlerden öylesine uzaklaştırılıyor ki, onu yeniden düzeltmek gitgide zorlaşıyor. Öyleyse ötekilere gözümüzü kapayıp kendi işimize bakalım.
Radikal, 9 Kasım 2007, Semih Gümüş |
Okunma Sayısı : 521
|
|