 |
|
Korsan fotokopi de neymiş deyip geçmeyin!
12.12.2007 12:38:47
RYD, reklam sektörünün metin yazarları ve görsel yönetmenlerini bir araya toplayan bir meslek örgütü ve bireysel üyelik kabul ediyor.
Bu nedenle de hem sektörün insan kaynağına hem de pazarlama iletişimi konusunda eğitim gören öğrencilerinin mesleki gelişmelerine katkı sağlayacak eğitim programları düzenliyor. Dernek, öğrenciler arasında Dersarası adını verdiği bir reklam yarışması da düzenliyor. Bir yıl içinde üç kez yapılan bu yarışmaya bütün üniversitelerden katılım oluyor. (web adresi www.ryd.org.tr) Genellikle sosyal bir konuya parmak basan içeriklerde yarışıyor öğrenciler. Geçtiğimiz hafta Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi`nde jürisi yapılan üçüncüsü yarışmanın konusu da yine böylesine bir konuydu. `Korsan fotokopiye dur diyelim` organizasyonu ile ulaşılmak istenen öğrenci kitlesine yine öğrencilerin reklam kampanyası hazırlaması ilginçti. Dersarası`nın jüri toplantısı öğrencilerin de katıldığı bir ortamda konferans biçiminde yapılıyor. Yarışmanın jürisi reklam profesyonellerinden oluşuyor. Bu nedenle de ön elemeyi geçen işler perdede gösterilip artı ve eksi yanları dinleyicilerle paylaşılıyor. Jüri en az 3-4 saat boyunca her iş üzerinde durarak değerlendirme yapıyor. Bu neredeyse bir yıllık ders müfredatına denk bir eğitim. Kopya Fotokopi konulu 3. Dersarasına katılan okul sayısı epeyce yüksekti. Finale kalan işler arasından İstanbul Kültür Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Reklam Yüksek Okulu`ndan Kültür Mantarları birinci, yine İKÜ İletişim Sanatları Fakültesi`nden Fikr-i Fukara ikinci ve Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi`nden Elektroensefalogram üçüncü oldu. Bu tür yarışmaların öğrencileri gerçek iş hayatına hazırlaması açısından önemli. Jüri üyeleri işleri ciddi bir biçimde eleştiriyor, çünkü daha şimdiden eleştirilmeye hazırlansınlar istiyor. Marketing Türkiye, projenin taraflarından biri olduğundan ben de jüri üyesi olarak Dersarası`nda görev yapıyorum. Ben, hem yarışan işlerden hem de Korsan Fotokopi briefinden yine epeyce çok şey öğrendim. Birincisi Korsan Fotokopi`nin öğrenciler ve öğretmenler arasında çok alışılagelmiş bir uygulama olduğunu, bundan da yayınevi ve yazar hariç hiç kimsenin rahatsız olmadığını ve de reklam eğitimi alan öğrencilerin reklamcı olma yolunda daha gidecek çok yolunun olduğunu gördüm. Pazarlama ve pazarlama iletişimi eğitimi veren okulların sektörün profesyonellerinden daha çok faydalanması gerektiğini düşünüyorum. İşin ilginç yanı bu kadar faydalı bir çalışma yapılıyorken Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi konferans salonu dolu değildi. Öğrencilere, `neden bu kadar az sayıda öğrenci bulunduğunu` sorduğumuzda, yönetimin duyuru yapmadığını, kendilerinin de tesadüfen orada olduklarını ifade ettiler. Bence bu öğretici jüri toplantısını izleyemeyenler için büyük bir kayıp oldu.
Tüketicinin gözünden hem kaçmaz hem de unutmaz Ayıplı malı satan, hizmeti sunan hangi kurum ya da marka olursa olsun tüketicisinin gözünden kaçmıyor. Her hafta pek çok tüketici şikayeti alıyorum. Sesini ürününü satın aldığı kuruma duyuramayanların son çaresi, haksızlığa uğradığını düşündüğü markayı deşifre etmek. Yaklaşık iki yıldan bu yana sadece iki adet memnuniyet, yüzlerce şikayet mesajı aldım dersem, kurumların tüketicilerini dinlerken ne kadar dikkatli olması gerektiği ortaya çıkar mı? Satın alınan ayıplı ürün ve hizmetle ilgili eleştirilerin yanı sıra reklamda yapılan mantık hatalarına ilişkin de izleyici mesajları düşüyor ekranıma. İşte bunlardan bir tanesi Harran Üniversitesi öğrencisi Mehmet ŞELLİ`den geldi. Petrol Ofisi`nin köstebekli V/Max reklamını mantık silsilesi içinde eleştiren genç arkadaşımız bakın neler yazmış: "Reklamda köstebekten Petrol Ofisi`nin yeni ürünü V/Max`ı araştırması isteniyor. Köstebek de yaklaşık değeri 500 bin YTL olan bir Lamborghini ile Petrol Ofisi istasyonuna gidiyor, yakıtını doldurmasını istiyor, yakıtı doldurduktan sonra da gaza basıyor ve araba uçarcasına harekete geçiyor. Firma bu şekilde yeni ürünleri olan V/Max`in performansını vurgulamak istiyor. İşte bu noktada bence bir mantık hatası var. Çünkü reklamda kullanılan Lamborghini marka otomobil zaten inanılmaz bir araç. Performansından şüphe duyulmayacak bir araba. Bu arabayla V/Max`ın performansını vurgulamaya çalışmak yerine, eski bir Murat 131 kullanılsaydı daha mantıklı olurdu. Böylece izleyici de kerametin yakıtta olduğunu daha iyi anlardı. Haksız mıyım?" Ben, Petrol Ofisi`nin reklamlarına Okan Bayülgen`in seslendirmedeki başarısından dolayı beğeniyle bakıyorum. Ve bugüne değin sizin yakaladığınız çelişkiyi de görmemiştim. Lamborghini yerine eski bir Murat 131 kullanımına gelince. Bir kere neredeyse Murat 131`ler tedavülden kalktı. İkincisi Opet de, ürünlerinin performansını göstermek için Murat 124`ü kendi reklamlarında GİTT olarak kullanmıştı. Sanırım böylesine benzerlikler olmaması konusunda reklamcılar dikkatli davranmıştır.
İnterneti hakkıyla kullanmak önemli Sivas`tan yazan Hasan Gürgen de dikkatli okurlarımızdan. Yakaladığı ayrıntı çok farklı bir alandan. "Pınar Mutfağı hakkında bir tespitimi ileteceğim ve bir de sorum olacak. Pınar meyve sularının üzerinde yazan www.pinarmutfagi.com adresine girildiğinde o ürünün hangi bölgedeki ürünlerden elde edildiğinin bilgisine ulaşılabilir ve üretimi de izleyebilirsiniz deniyor. www.pinarmutfagi.com/view.asp?no=8 linkinde ise sucuk olgunlaştırma görüntülerinin verildiği belirtiliyor. Açıklamada da, "İzlemekte olduğunuz görüntüler sucukların olgunlaştırılması için kullanılan sıcaklık, nem ve hava hızının bilgisayarla kontrol edildiği olgunlaştırma odasının canlı görüntüleridir." yazıyor. Linke girip baktığınızda hiçbir şey gözükmüyor. Ayrıca canlı olduğunu gösteren hiçbir delil de yok. Sadece sağ alt köşede ilerleyen bir saat var. Bu da canlı olduğunu göstermez. Ayrıca uzun ömürlü süt paketleme görüntüleri de hiç canlı gibi değil. Sormak istediğim şu: "Üretimin internetten yayına verilmesi çok iyi bir düşünce ama canlı olduğu belli olmayan bu görüntüleri yayınlamak ne kadar mantıklı?" Hasan Gürgen`in mesajında verdiği linklere ben de girip baktım. Hatlarda geçici bir sorun yoksa okurumuz tamamıyla haklı. Şimdi düşünüyorum da kimse bakmaz diyerek verilen internet adreslerine önce kurumun yetkilileri sık sık bakmalı, kontrol etmeli. İnternet`e dünyaya 24 saat açık dükkan mantığıyla bakılmadığı takdirde bütün iyi niyetli çabalar ziyan olup gider.
|
Okunma Sayısı : 590
|
|