 |
|
En İyi Korsan Kitap Ödülü
24.02.2009 14:41:30
“Soygun, el koyma ya da zarar verme amacıyla açık denizde ticaret gemilerine karşı girişilen saldırı eylemi...” AnaBritannica Genel Kültür Ansiklopedisi, ‘korsanlık’ terimini ilk ağızda böyle açıklıyor. Evet, sonradan hava korsanlığı diye de bilinen uçak kaçırma genellikle ayrı bir korsanlık türü olarak görülmüştür; ama tarihin her döneminde korsanlık deniz ticaretiyle yakından ilgili olmuştur. Eski Yunan ve Eski Roma’dan 19. yüzyıla uzanan dönemde korsan gemileri tüm denizleri haraca kesmiş, pek çok korsanın büyük devletlerle, pek çok büyük devletin de korsanlarla işbirliği yaptığı da olmuştur. Denilebilir ki, insanlık tarihinin çok uzun bir dönemi boyunca zengin bir ‘korsanlık kültürü’ oluşmuş, bu kültür ister istemez tüm ‘çekiciliği’ ile edebiyata da yansımıştır. Robert Louis Stevenson’ın, 19. yüzyıl sonlarına doğru ilkin bir çocuk dergisinde tefrika edilen, ardından kitap olarak yayımlanan Define Adası adlı romanı, ‘korsanlık kültürü’nün edebiyata yansıyışının dorukları arasındadır. Define Adası, ele aldığı ahlaksal sorunsala karşın, korsanların tüm dünyada popüler biçimde algılanmasında da etkili olmuştur. Böylesi bir girişten sonra, ‘korsan edebiyatı’ üstüne bir şeyler söyleyeceğim sanılmasın. Benim derdim, sözü, günümüzde yayın dünyasını haraca kesen kitap korsanlarına getirmek. ‘Korsan’ sözcüğü bugün hâlâ, daha çocukluğumuzdan başlayarak okuduğumuz o masalsı, büyüleyici romanlardan, öykülerden aldığı esinle romantik, esritici bir tat taşıyor. Bu da, bana öyle geliyor ki, son yıllarda çıkarılan yasaları hiçe sayarak varlığını nerdeyse ‘yasallaştıran’ korsan yayıncılığa bilerek/bilmeyerek yumuşatıcı bir hava veriyor. Oysa korsan yayıncı demek, düpedüz hırsız, soyguncu demek. Her türlü telif ücreti ödenmiş bir kitabı, babasının malı gibi yayımlamanın başka bir tanımı olabilir mi? Üstelik bir değil, birkaç hırsızlık birden söz konusu: Yazarın emeği çalınıyor, yayınevinin, telif ajansının ve yazar temsilcisinin hakları gasp ediliyor, çevirmenin emeği çalınıyor, kapak tasarımcısının ve kapakta kullanılan resmin ressamının emeği çalınıyor ve bu toplu hırsızlık sonucunda kitap olağandan çok daha ucuz bir fiyata piyasaya sürülüyor. Bu konudaki yasaların hayata geçirilmesinde ortaya çıkan güçlükler ve çok sayıda kitap okurunun ekonomik koşullara boyun eğmeyi ilkeli davranmaya yeğ tutması, kitap korsanlarının her yerde kol gezmesine el veriyor. Aslında her yerde kol gezmekle kalmıyor, artık evlere de giriyorlar. ‘Nasıl?’ diye soracak olursanız, anlatayım. Yakın bir dostumun sıkı bir kitap okuru olan yaşlı bir annesi var. Evden çok sık çıkamıyor. Bu durumda korsan kitapçı imdadına yetişiyor, kitabı ayağına kadar getiriyor. Hizmet sonsuz: Hem ayağına kadar geliyor, hem de ucuz. Eskiden taksitle kitap, ansiklopedi satanlar dolaşırlardı evleri. Artık korsanlar giriyor eve. Eh, hırsız dediğin eve girer zaten! Kimi okurların yalancısıyım: Korsan kitaplar kitap fuarlarında da görülüyormuş artık. Korsan kitapçılar, durumun anlaşıldığını fark eder etmez kitapları kolilere atıp kaçırıyorlarmış. Adamlar hem uyanık, hem becerikli. Gerektiğinde gerilla yöntemlerine başvuruyorlar. Bence, bunlar bir Korsan Kitap Fuarı düzenlemeyi çoktan hak ettiler. Korsanlık bu kadar kurumsallaştıktan, hayatımızın ayrılmaz bir parçası olup çıktıktan sonra. Evet, en kısa zamanda bir Korsan Kitap Fuarı düzenlenmeli. Dahası, bu fuarda bir de ‘En İyi Korsan Kitap Ödülü’ verilmeli. Neyse, lafı daha fazla uzatmayayım; ödül deyince seçici kurul giriyor işin içine... |
Okunma Sayısı : 416
|
|