 |
|
Yayıncılığın Öncelikli Sorunları
09.11.2009 16:44:24
Yazarların ve çevirmenlerin yüzde 17 oranında stopaj vergisi ödemek zorunda kalması bir skandal. Alacağı telif ücreti bir aylık harcamalarını bile karşılayamazken, onun birkaç bin liralık kazancının yüzde 17’sine el koymak haksızlık değil midir?
Kültür yayıncılığının ok çeşitli boyutları ve temel sorunlarıyla ele alındığı Ulusal Yayın Kongresi’nin sonuçlandırdığı çalışmaların, hem önümüzdeki kısa dönem içinde yapılacak tartışmalar, hem de yayıncılığın bir sektör olarak geliştirilmesi için atılacak somut adımlar için ciddi bir temel olması gerektiğini düşünüyorum. Ulusal Yayın Kongresi, alınan kararları, hazırlanan tasarıları ve önerileriyle bir dönüm noktası oluşturma şansına sahip. Elbette Kongre’nin sonuçlarını, yayıncıların kendi sorunları olarak görmesi koşuluyla. Kültür Bakanlığı’nın inisiyatifiyle yapıldığı için, ister istemez devletle kurumsal bir içli dışlılığa da yol açan Kongre, sonunda iki tarafın birbirinden ayrılıp devletin yayıncılık sektörünü tek yanlı destekleme biçimlerinin yaratılmasına neden olmalıdır. Öncelikle devletin yayıncılık sektörünü reel sektörün bir parçası görmesi gerekir. Elbette en küçük ölçekli sektörlerden biridir kitap ve dergi yayıncılığı, belli ki cürmünden kimse etkilenmiyor, ama doğrudan yaratıcı düşünceye bağlı olduğu için, toplumsal ilerlemeye katkısı bakımından da niteliksel önemi hiçbir sektörle karşılaştırılamaz. Dolayısıyla “yayınevlerinin KOBİ olanaklarından yararlandırılması” için gerekli yasal değişiklik yapılarak yayınevlerine “düşük faizli kredi, vergi indirimi, muafiyei ve iadesi” sağlanması öncelikli ekonomik hedeflerdendir.
VERGİ YÜKÜ İYİLEŞTİRİLMELİDİR
Öte yandan, tamamıyla kültür endüstrisi niteliğinde olduğu için, yayıncılık sektörünün ticari kazançlarının vergilendirme biçimi yeniden düzenlenmelidir. Yaklaşık yüzde 15 oranında vergi ödemekle başlayan şahıs şirketleri, yıllık ciroları büyüdükçe daha yüksek oranlı vergiler altında ezilmeye başlıyor. Küçük bir yayınevi bile, birkaç yıl sonunda yüzde 25’e dayanan vergi oranlarıyla karşı karşıya geliyor ki, bu da devletin kitap yayıncısının kasasına elinin uzanmasından, haksız vergilendirmeden başka biçimde adlandırılamaz. Yayıncılık sektörünün vergi tavanının yüzde 5 olması, bir talep olarak öne sürülmelidir. Bu arada kdv oranının hemen bütün girdilerde yüzde ı8 olup kitabın satış fiyatına yüzde 8 oranında eklenmesiyse, yayıncıların devletten sürekli olarak yüzde 10 oranında kdv alacağıyla yaşamaya mahkum edilmesine neden olmaktadır. Bu farkın getirdiği yükü düşünmeyenler, kitaptaki kdv oranının düşürülmesini öneriyor. Oysa tek çözüm, kitaptaki kdv yüzde kaç ise, o kitabın kağıt, baskı, vs. bütün girdilerindeki kdv’nin de aynı oranda olmasıdır. Bu arada yazarların ve çevirmenlerin yüzde 17 oranında stopaj vergisi ödemek sorunda kalması da bir skandal olarak nitelenebilir. Bir yazar bir yılda bir kitap yazabilirken ve alacağı telif ücreti bir aylık harcamalarını bile karşılayamazken, onun birkaç bin liralık kazancının yüzde 17’sine el koymak düpedüz haksızlık değil midir? Ya da her türlü kazancının vergilendirilmesi ilkesi korunacaksa (ki bu da tartışılır), yazar ve çevirmenlerden kesilen stopaj vergisi oranının en çok yüzde 5-10 ile sınırlandırılması düşünülmelidir.
KİTABIN DEĞERİ DÜŞÜRÜLÜYOR
Ulusal Yayın Kongresi’nin ele aldığı sorunlardan biri de ‘promosyon kitap dağıtımı’. Kitabın gazeteler, yerel yönetimler ve çeşitli kuruluşlarca promosyon olarak verilmesi, bırakın kültür hizmeti olmayı, kültüre vurulmuş darbeler olarak alınmalıdır. Gazetelerin dağıttığı promosyon kitaplar arasında çalıntı çeviriler de olduğu biliniyor. 100 Temel Eser’ kargaşası, ne yazık ki sahteciliği kışkırtan bir uygulamaya dönüştü. İster kazayla olsun, ister bilerek, her iki durumda da ‘promosyon kitap’a suç karışıyor. Öte yandan, doğru dürüst hiçbir yayıncı, gazetelerin verdiği promosyon kitaplar düzeyinde, içi dışı özensiz, kapak tasarımları zevksiz, cildi bozuk kitaplar yayımlamaz. Bu tür kitapları bir günlük gazeteler yayımlar, bir de 1 liraya kitap atan sözde yayıncılar. Dolayısıyla kitabı parasız dağıtma ya da gerçekte kültür yayıncısı olmayan kaptıkaçtı yayınevlerinin 1 liraya kitap yayımlama tutkuları, sonunda kitap okuma alışkanlığını güçlendirmek bir yana, kırmış oluyor. Bu arada yaptıkları işi ödünsüzce nitelikli biçimlerde yapmaya çalışan yayınevlerine olan okur güveni de sarsılıyor. Bundan kimin çıkarı olabilir ki? Yayıncılar Birliği’nin “promosyon kitap dağıtımı”nın yasaklanması için bir yasa değişikliğini zorlaması ve Rekabet Kurulu’na düzenli şikayette bulunması, sanırım sektörün ciddiyetini öne çıkaracaktır. Öte yandan, bu konuda ilk adımda da elbette içerden atılmalıdır. Bilindiği gibi TÜYAP Kitap Fuarı’nda yayınevlerinin uyguladıkları indirim oranlarında tam bir başı bozukluk vardır. Yüzde 25 indirim yapan yayınevinin yanındaki standa da bir başka yayınevi yüzde 70 indirim yapabiliyor, Fuar’ın son günlerinde de 1-2 liraya kitap dağıtmaya başlıyor. Küçük bir fuar alanında yayıncıların birbirlerinin ve TÜYAP yönetiminin yüzüne baka baka yaptıkları bu haksız rekabet, ortaya sevimsiz bir görüntü çıkarıyor. Hiç değilse dar bir indirim aralığı (sözgelimi yüzde 20-30 gibi) belirlenip herkesin uyması zorunlu kurala dönüştürülse, TÜYAP Fuarı için olumlu bir uygulama olarak yerleşecektir. Bu arada yıllardır burada yazarak saçmalığını dile getirmeye çalıştığım bandrol uygulamasının Ulusal Yayın Kongresi’nce benzer bir değerlendirmeyle alınması da olumlu bir adımdır. Aynı zamanda sansür aracı biçiminde çalıştırılabilecek olan bandrol uygulamasının yanlışlığı artık herkesçe görülüyor: “Kitabın yayın ve satışını izne bağlayan, korsan yayını önleme adı altında en basit bir kusurda yayıncıyı hapis ve milyarlarca lira para cezasıyla karşı karşıya bırakan bir yasa dünyanın hiçbir ülkesinde yoktur. Dünyanın hiçbir ülkesi, korsan yayını zorunlu bandrol uygulamasıyla çözmemiştir. Dünyanın hiçbir ülkesi, korsan yayını zorunlu bandrol uygulaması olmadığı gibi, sertifika zorunluluğu uygulaması da yoktur”. Bu arada ikide bir değiştirilen uygulamalarla kitap yayıncılığını bürokratik bir çarkın içine sokan anlayışın terk edilip yayıncılık sektörünün işleyiş biçimini sivil kuruluşların sözüne bağlayan bir kültür politikasının da zamanı gelmiştir. Kültür Bakanlığı’nın keyfi bürokratik uygulamaları bir yana bırakıp gerçek bir hizmet kurumuna dönüştürülmesi de artık yayıncılık sektörünün sorunları arasındadır, ne yazık ki
|
Okunma Sayısı : 339
|
|